18 Haziran 2010 Cuma

Nosferatu;eine symphonie des grauens,bir korku senfonisi


Yönetmenliğini F.W. Marnau’nun yaptığı 1922 yılı yapımı beni benden alan filmlerin başında gelen sessiz sinemanın en önemli filmlerinden biridir.Alman ekspresyonizmini kanımca sinema tarihinin en iyi filmi olan Fritz Lang’ın “M” ve “Das Cabinet Des Dr. Caligari” ile birlikte temsil etmektedir.Sinemada Alman ekspresyonizmi dendiğinde akla ilk gelen göze batacak derecede jest ve mimiklerin kullanıldığı oyunculuk, haddinden fazla makyaj, gerçeküstücü dekor, ve siyah beyazı tadından yenmeyecek hale getiren ışıklandırma bu filmimizde de kendini göstermektedir.Ama türün diğer yapımlarından önemli bir noktada farklılık gösterir.Diğer hemen tüm filmler kapalı alanlarda ve stüdyolarda çekilirken Nosferatu açık alan çekimlerini de barındırır içinde.Günümüzde adından pekte söz ettiremeyen alman sinemasının aslında ne kadar sağlam temellere dayandığını gösterir.Kısaca konusuna değinelim;genç Hutter kendisine eski ve virane bir ev arayan Kont Orlock (Nosferatu) ya beğeneceğini umduğu bir ev hakkında bilgi vermek üzere Kont Orlock un gizemli ve korku dolu şatosuna doğru yola çıkar.Şato’da Kont Orlock ile karşılaştığında korkusunu gizlemeye çalışsa da bir an önce işini halledip gitmenin yollarını aramakta gecikmez.Fakat Kont Orlock Hutter ın kız arkadaşının resmini görür ve çok güzel bir boynu olduğunu söyleyerek onu gözüne kestirir.Bundan sonra bir kovalamaca başlar.Kont Orlock bir an önce genç kıza ulaşmanın Hutter ise ondan önce eve varıp kız arkadaşını kurtarmanın peşindedir.Dönemin sinemasal olanakları göz önüne alındığında filmin gerilim unsurlarını ne denli başarılı kullandığı,karakter yaratmaktaki başarısı,hikaye anlatımındaki akıcılık bugünün teknik olanaklarına rağmen eşdeğer bir film yapılamamasıyla daha da iyi anlaşılıyor.Sinema tarihinde yapılan ilk vampir filmi olması ve bu türe yol açması sebebiyle de özel bir filmdir Nosferatu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder